Mukadder Gemici'den Unutulmuş Hikayeler'i bitirdim. Yine her zamanki gibi güzeldi. İlk öyküyü en çok sevdim galiba. Nuh'un Kızı gibi uzun ve bu sayede daha derinleştirilmiş bir hikayeydi. Hikayeler biraz uzun olduklarında, yazar da usta ise, daha kaliteli oluyorlar sanki. Kısa hikayeleri de seviyorum, ama onların da sahip olamayacakları derinlik yerine bir çarpıcılığı, yeni bir tespiti ve yahut da çok iyi bir dil ustalıkları olması gerekiyor. (Mukadder Gemici o ustalardan biridir bu arada)
İlk öyküde başka bir kaç öykünün adı geçiyordu. Hüseyin Rahmi'nin 'Ada Vapurunda'sı elimde olan bir kitapta imiş. Okudum. Başka öykülerini içeren bir kitabı da satın aldım.
Bir diğer öykü de H.Z. Uşaklıgil'den Hayat-ı Şikeste. Sanırım onu içeren kitap da var kitaplığımda. Bulup okuyacağım. 3. Öykü bende yok ama ilgimi de çekmedi. Morg, fareler falan. Almıyım...
Hüseyin Rahmi'nin kitabını alırken hikayelerinin methini duyduğum Çehov'un Hikayeler'ini de aldım aynı sahaftan. Böyle kitapları baştan sona değil de, aradan hikaye seçip okumak için alıyorum. Kafka, Woolf, Peyami Safa, Sezai Karakoç toplamaları da onun için bekliyor rafta. Hakkını anca öyle veriyorsun bence hikayelerin. Misal, yeni kitabı çıkmış mı diye en çok kontrol ettiğim yazar olan Mukadder Gemici'nin bu yazıya konu olan kitabını bir solukta oturup bitirdiğim için hakkındaki yorumum "güzeldi" den ibaret kaldı. Tek tek, ara vere vere okusam herhalde daha derin tespitler yapardım. Artık bu tespitlerle dünya ne yapardı onu bilemiyciğim.