Geçenlerde pencereden dışarı baktım, insanlar oraya buraya yürüyorlardı. Bir adım diğerinin önüne. Öylece. Kolayca. Bir yere yetişmek için, telaşla bile olsa hareket edebilmek ne büyük nimet. Ve bunu hiç düşünmüyordum. Bir adımı diğerinin önüne atabilmenin o müthiş konforuna sahip olduğumu aklıma bile getirmeden "ah ne çok koşturuyorum, ah ne kadar çok işim var" diye şımarıklık yapıyordum. Doğum günümden bir gün önce sol ayağımın tarak kemiği kırılınca -öylece yürürken hem de- nasıl bir meccani nimetin üzerinde yaşadığımı idrak ediverdim. Allah'ın bütün iplerimizi elinde tuttuğunu -elhamdülillah- bilen biri olduğum halde bu ani müdahalenin kudreti karşısında titredim. O her şeye kadirdir, istediği anda nefesimizi keser" diye anlatmak ne kadar kolaymış! Acizliği ilk elden hissetmek ise bambaşka bir mesele. İnşaallah anladım.
Notes from an ordinary life
3 Kasım 2026 Salı
3 Ekim 2026 Cumartesi
Hümezetü'l lümeze
Bugün bir kelime öğrendim: Hemmaz.
Hümeze suresinin tefsirinde geçiyordu. Arkasından da lümeze. Yani lemmaz.
“Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişiye veyl olsun!”Aynı ortamda karşılıklı imalı gülüşler paylaşıp ruhumu sıkan; bir şey olduğunda, "vah şimdi bunu abartıp çarpıtıp arkamdan konuşacaklar" diye beni kaygılara salan insanların yüzlerine okusam içimden, içim rahatlar mı? Yoksa hükümden beri kalmak için "Rabbim onlara verdiğin dertten beni sakındırdığın için sana şükürler olsun!" diyerek hamde mi sığınmalı? Belki de sadece gülümsemeli ve Allah'a bırakmalı. Çünkü diyordu ki aynı hoca: "İnsanlar seni itibarsızlaştırmak isteyebilir ama son sözü Allah söyler."
Amenna ve saddakna...
1 Eylül 2026 Salı
Autumn

Collins Dictionary günün kelimesi olarak "autumny" yi seçmiş. Sonbaharın ilk günü için gayet münasip. Fakat hava için aynısını söyleyemeyeceğim. Eylülün ilk gününde başlamasına alışkın olduğumuz serin rüzgarlardan eser yok bugün. Enikonu sıcak bir hava. Yazın son günlerini Karadeniz'de geçirdiğim ve epeyce yağmura maruz kaldığım için bana öyle geliyor da olabilir. Neyse, öyle böyle geldi canını sevdiğim. Allah nice sonbaharlar görmeyi nasip etsin ağız tadıyla...
25 Ağustos 2026 Salı
7 Ağustos 2026 Cuma
Son günlerin ilginç şahitlikleri
Parkta bir çocuk, 14-15 yaşlarında, iyi giyimli ama aklı yerinde değil gibi, kendi kendine konuşup dolaşıyor. İşin ilginci güzel bir Amerikan aksanı ile İngilizce konuşuyor.
Evimin arkasındaki binanın inşaatında çalışan işçiler güneşten korunmak için kovboy şapkaları takıyor.
Ev dekorasyonu için kendisiyle röportaj yapılan çiçekçi/sanatçı kadın, o güzel İngiliz aksanıyla, bahçesindeki tavus kuşlarını bütün çiçeklere tercih edeceğini söylüyor.
Oğlumu okula götürürken ara sıra içinden geçtiğim ve bir köşesine ekmek bırakıldığı için güvercin sürülerinin durak noktası olan büyük arsadan geçerken, etlerinden tamamen sıyırılmış onlarca küçük göğüs kafesi görüyorum. Bir gün önce sürünün arasında uçuşan martılar geliyor aklıma ve Mustafa Kutlu'nun bir güvercini avlarken şahit olduğu martı üzerine yazdığı şiddetli yazı.
14 Mayıs 2026 Perşembe
Matilda
Road Dahl'ın Matilda'sını hem okudum, hem Kate Winslet'in güzel yorumundan dinledim. Çok eğlendim, keyif aldım. Çocuk kitabı okumaktan gocunanlardan değilim. Zaten bu kitabı çocuk kitabı kategorisine hangi akla hizmet koymuşlar onu da bilmiyorum. Kitaptaki yetişkin karakterlerin çoğu çocuklara berbat davranıyor ve bir iki oldukça sakıncalı konudan (kısa da olsa) açık açık bahsediliyor. Yazarın tarzı buymuş efenim. 2000li yılların pedagojik korumacılığının içine doğmadığına şükretmesi lazım, derdim ama herhalde şu zamanın sonsuz özgürlük anlayışı ile Dahl'ın eksantrik yazını birleşince ortaya çok daha sakıncalı şeyler çıkardı. Ne de olsa, pedagojik olarak kınasak da herkes istediğini yazıyor bu devirde.
Neyse, sonuç olarak Matilda oldukça keyifli bir okumaydı ama Türkçe'sine kefil olamam. Bir de kendi çocuğuma zinhar okumam.
24 Nisan 2026 Cuma
Bir Tübitak Serisi by Robert E. Wells
Oğlumla çok sevdiğimiz ve yeni tamamladığımız bir seriden başlamak istedim anlatmaya. Tübitak yayınlarından çıkan 7 kitaplık bir seri bu. Robert E. Wells tarafından yazılmış ve de resimlenmiş. Yazarın Türkçeye çevrilmiş başka bir kitabına rastlamadım. Eşgali ise şu şekil:
Çitadan Daha Hızlı Ne olabilir?
Mavi Balinadan Daha Büyük Ne Var?
Bu kitapta büyüklük kavramı anlatılıyor. Yeryüzünün en büyük canlısı olan mavi balinadan başlayarak, Everest, gök cisimleri ve evrene doğru giden bir karşılaştırmalar zinciri ile bir şeyin ne kadar büyük olabileceği konusunda çocuklarda bakış açısı oluşturmayı amaçlıyor. Bu noktada uzaya meraklı çocuklar için bir gökbilim konuşması veya araştırması yapılabilir beraber.
Burada da başlıktan belli olduğu üzere hız kavramı ele alınıyor. Bir koşucu, devekuşu ve çitadan başlayarak ışık hızına giden bir karşılaştırmalar zinciri var. İllüstrasyonlar yine son derece eğlenceli.
Cüce Sivri Fareden Küçük Ne Olabilir?
Bu kitapta en küçük memeli olan cüce sivri fareden tek hücrelilere, oradan atoma ve içindeki parçalara giden bir küçüklük karşılaştırmasını takip ediyoruz. Ve bir şey ne kadar küçük olabilir konusunda bir fikir edinmiş oluyoruz. (Atom parçalarına geldiğimizde, makinelere de ilgisi olduğu için ben oğluma Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nı anlattım, mühendis kafalı çocuklar için güzel bir yönlendirme olabilir.)
Saatin Kaç Olduğunu Nerden Bilebiliriz?
Bu kitapta zaman kavramı ele alınıyor. Zaman nedir, onu nasıl algılarız? İnsanlar zamanı geçmişten bugüne nasıl ölçtü? Gün, ay ve mevsimler. Saatler ve takvimler. Tüm bunlar yine yazarın fırçasından eğlenceli ilustrasyonlarla anlatılmaya çalışılmış.
101 Basamaklı Sayılara Kadar Sayabilir misiniz?
Sayıları anlatan bu kitap serinin aldığımız ilk kitabıydı ve oğlumun yaşı, büyük sayıları algılamak için biraz küçüktü. Ama çok eğlenceli bir şekilde anlatıldığı için yine de çok keyif aldı ve o zamandan beri kitaptan öğrendiği gugol sayısını dilinden düşürmedi.
Kutup Ayısı Buzullar Neden Eriyor?
Yine adı üzerinde, buzulların erimesini, yani sera etkisi ve bunun yol açtığı sıkıntıları anlatan bir kitap. Sera gazlarını artıran etkenlerden ve günlük hayatta nasıl enerji tasarrufu yapılabileceğinden de bahsediyor, yine güzel çizimler eşliğinde elbette.
Bu Sudan Bir Dinozor İçmiş Olabilir mi?
Son kitabın konusu ise su. Dünyadaki su döngüsünü, yani suyun sürekli olarak yerden gökyüzüne, oradan tekrar yer yüzüne dönmesini ve bunun milyonlarca yıldır devam ediyor olmasını anlatıyor. Ve tabi suyun öneminden bahsederek, temiz tutulup israf edilmemesi konusunda bilinç oluşturmaya çalışıyor. Neden bilmem, serinin en sevdiğim kitabı bu.
Bana göre bu seri, çocuklara bazı temel kavramları ve dünyamız için önemli bazı durumları güzelce ve eğlenceli bir şekilde kavratması açısından çok güzel bir çalışma. Zihinlerinde bazı şeyleri yerine oturtacağını ve hatta geleceğe dönük bazı nirengi noktaları oluşturacağını düşünüyorum.
10 Nisan 2026 Cuma
Bir amme hizmeti duyurusu
Uzun zamandır kendimden çok oğluma kitap alıyor, yetişkin kitaplarından çok çocuk kitapları okuyorum. E bir yetişkin, hele de ebeveyn ise, ayda en fazla 3,4 kitap okuyabiliyor. Çocuk kitapları söz konusu olunca o kadarını yeri geliyor bir günde tüketiyoruz. Bu kadar hızlı tüketilen bir ürün fiyat olarak uygun mu? Tabi ki de hayır, o zaman kahrolsun kapitalizm! Desek ne fayda, kesemize uygun olanı arayıp bulmak zorundayız. Son 5-6 yılım internet üzerinden içeriği güzel fiyatı uygun ürünler aramakla geçti bu yüzden. Çocuğuma okuyacağım kitabın hem içeriğini, hem de resimlerini görmek istiyordum. Google görsellerde, çeşitli sitelerin kullanıcı yorumları arasında ve iç sayfa ön izlemeleri sunan kitap satış sitelerinde dolaştım durdum, yabancı yazarları orijinal dillerinde arattım gerektiğinde, yine de çoğu aramadan elim boş döndüm. Bu yolculuk sırasında nispeten uygun kitaplar çıkaran yayınevleri de buldum tabi, yeni veya ikinci el diye de ayırmadım. Öyle böyle epey kitap aldım okudum oğluma, elhamdülillah.
Geçen gün çok sevdiğimiz bir serinin son kitabını bulup aldığımda, aklıma yıllardır harcadığım onca emek geldi. Ben o kadar uğraştım, başka anneler de uğraşmasın, aradıklarında, benim zamanında bulamadığım bazı kitaplar hakkında bilgiye ulaşabilsin, içeriğinin bir kısmını görebilsin diye düşündüm. Böylece elimizdeki kitap serilerinden bir kısmını blogda anlatmaya karar verdim. Sanırım blogların da bir kotası var, o nedenle kitapların tüm sayfalarını paylaşamam ama her birinden ikişer üçer resim koymaya çalışacağım. Hepsini bir anda yapamasam da, arayı fazla açmadan seri seri paylaşmaya gayret edeceğim. Ben niyetine girdim, Allah yardım etsin. Vira bismillah.
7 Nisan 2026 Salı
Galiba sinirlerim bozuk, olayın senle ilgisi yok Margot!
Sakarya'da üniversite yılları, ikinci senem olsa gerek. Bir sahafta mavi ciltli bir iki kitap buluyorum. Klasik İngiliz eserleri. Bir tanesi Emily Bronte'un Uğultulu Tepeler'i. Edebiyata düşkün, hayal dünyasına dalmayı seven bir genç kız için yepyeni bir dünya açılmış oluyor önüme böylece. Uğultulu Tepeler konağı. Kasvetli İngiltere. Heathcliff ve Cathy. Edebiyatın belki de en tutkulu ve saplantılı aşkı. Bütün bunlar günümüzdeki gibi ucuz, sulu bir şekilde değil, sarsıcı bir gerçeklikle anlatılıyor. Gerçekten müthiş etkilenmiştim. Hala da şahsi edebiyat serüvenimin en önemli noktalarından sayarım.
Bronte kız kardeşler her biri başarıya ulaşan ilk kitaplarını yayınladıklarında erkek isimleri kullanmışlar, içinde yaşadıkları toplumda başka türlüsü mümkün değilmiş sanırım. Üçlünün en başarılı kitabını (Jane Eyre) yazmış olan abla Charlotte, ancak Anne ve Emily genç yaşta öldükten sonra gerçek isimlerini açıklayabilmiş. O zaman bile öyle kapalı bir ortamda yaşayan bir papaz kızının Uğultulu Tepeler gibi bir kitabı yazdığına inanmamış bir çok kişi. Erkek kardeşinin yazdığını iddia etmişler. Ama Charlotte'un sözünün üstüne söz sayılmamış tabi. Sonra yıllar geçmiş, bu hanımların kitaplarından etkilenerek kitaplar yazılmış, üzerlerine uyarlama filmler yapılmış. Bir kısmını okumuş, izlemişiz. Sonra çoluk çocuğa karışınca kitaplara az, filmlere hiç zamanımız kalmış. Eskiden sinefil kıvamına yakın biriyken, kim nerede kiminle ne çekmiş haberimiz olmamış. Ama tabi bildiğiniz gibi hiç bir şeye zamanı olmayan insanların bile reels, shorts izlemeye fırsatı oluyor! İşte o reelslerden birinde Margot Robbie'nin Uğultulu Tepeler'in Cathy'sinin giysilerini seçmekten bahsettiğini duymuşuz...
Yüzlerce uyarlama izlemişimdir, karaktere uyumsuz bir sürü oyuncu gördüm, hiçbiri bu kadar rahatsız etmedi beni. Margot Robbie'nin 40+ gösteren bir 35'lik olmasından, sarışın olmasından, bir zamanlar Harley Quinn ve Barbie oynamış olmasından mı, bilemiyorum. Tamam pek güzel, ama Cathy'ye tek zerresi benzemiyor. Yani biri popüler ve güzel diye her role koyamazsın. Her hikayeyi babanın malı gibi alıp bozamazsın. Diyorum ama son yıllar bunun örnekleriyle dolu. Birileri bir eser ortaya çıkarıyor ve neyi var neyi yoksa içine koyuyor, yıllar sonra adamın biri gelip bunu da Margot oynasın diyor!
Gerçi birilerinin şu ölsün bu aç kalsın bu köle olsun diye karar verdiği bir çağda ben bu kadar neye bozuldum onu da anlamadım ya neyse!
5 Nisan 2026 Pazar
Herhalde...
Dünkü havayla bugünkü arasında inanılmaz bir fark var. Aynı yerde dün üşüdüm bugün yanıyorum. Ama aydınlık ve sıcağın insana verdiği umutlu, pozitif bir ruh hali var ki, oğlumun spordan çıkmasını beklediğim şu dakikalarda bir süredir hissetmediğim mutluluğu hissettim. Elhamdülillah hayat güzel, imkanlar bol diye düşündüm. Bundan 10-15 dk önce İsrail'in Filistinli 12 bin mahkumun idam kararını açıkladığını okumuş ve içimde büyük bir çaresizlik hissetmiştim halbuki. Hafıza-i beşer nisyan ile malul derler ya, herhalde yaşamaya devam edebilmek için...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























