20 Eylül 2025 Cumartesi

İç yüzü olmayan bir hayat

-Ne faydası var bize kitap okumanın? Başkalarının hayatlarını bilmemizin bize ne faydası var? Okumayarak da bir çıkış yolu bulamaz mıyız sence?

-Aslına bakarsan, okumamanın nelere yol açtığı üzerine düşünmek daha sağlıklı geliyor bana. Bir kere, okumayanlar okuyanlardan daha iyi yaşıyor kesinlikle. Gamsız, umarsız, yüksüz.. Bilmenin ağırlığı altında ezilmiyorlar. Baksana, hayatları kocaman bir esneme. Kaygıları Sadece fiziki durumlara dair. İç dünyalarında endişeye, şüpheye yer yok. Bu ne demek biliyor musun, içlerinde hayata dair bir dokunuşa, bir içlenişe dahi yer yok. İç yüzü olmayan bir hayat.



7 Eylül 2025 Pazar

Parantez içi kitaplar ve müzmin plansızlık sorunsalı

Sonbahara özel bir karşılama yapmak istedim bu sene. Bütün evi baştan aşağı temizleyeyim kafam rahat olsun; elimdeki yarım kitapları bitireyim yenisine başlayayım dedim. Her bakımdan temiz bir başlangıç... Olamadı. Çünkü Ağustos'un son günlerini Muğla'da geçirdik. E buna da üzülecek değilim! Fekat 1 Eylül'ün Pazartesiye denk gelmesi de her zaman başımıza gelen bir şey değil. Haftalık çalışma düzenini yeniden kurma, hayata sıfırdan başlama hayallerim bedenimle aynı sıralarda suya düştü.  

Elimde dolanan iki kitaptan birini (The Anthropologists- Ayşegül Savaş) Ağustos'un son günü Kille Koyu'nda bitirdim. (Kitap okunulan mekanların okuma deneyimine katkısı olduğunu düşünenlerdenim.) Diğer kitap (Mihrican Fırtınası - Nazan Bekiroğlu) döndükten sonraki işler yüzünden 3 Eylül'de bitti ama ben yedisine kadar başka bir kitap elime alamadım. (Çünkü bir başlangıcı kaçırdıysam bir başka özel- en azından rahat- an gelene kadar başlayamayanlardanım.) 

Neyse, sonuç olarak bu sabah o rahat ortamı yakalayarak yeni kitabıma başladım. (Uslanmış Gönlün- Hatice Ebrar Akbulut)
Bugün bir plan çıkarabilirsem yarın da haftalık çalışma düzenine başlarım. Çünkü bir plan yapmayınca, günün telaşları arasına  çok sevdiğim İngilizce'yi bile sokamıyorum. Pek çok satırının altını çizmek istediğim bir kitabı dahi (Ben Öteki ve Ötesi - İbrahim Kalın) elime alamıyorum. Yani '8 Eylül' kulağa yeni başlangıç için iyi bir tarih gibi gelmese de, Pazartesi Pazartesidir. :)





28 Nisan 2025 Pazartesi

Elemim

Çamaşırların kurutmadan çıkmasını bekliyorum. Beklerken okumak için yanıma hem yarım kalmış öykü kitabımı hem de siyer çalıştığım İslam Tarihi kitabını aldım. Hangisini canım isterse. Onları istemezse diye bir de bulmaca seçtim. (Kelime tekrarı yaparım diye İngilizce notlarımı da alacaktım da ondan vaz geçtim Allahtan.) Sonraa bunların hepsini koltuğun yanına koyup telefonumu elime aldım tabi ki! 

Sonrası malumunuz. Şöyle bir bakayım dediğim kısa videolar silsilesinden hayat sermayemin önemli bir kısmını bırakmış olarak çıktım. Elimde kalan ne?  Umutsuzluk, çaresizlik, mutsuzluk. Depresyona girmek isteyen veya ahir zaman delirmelerini temaşa etmek isteyen buyursun. 

Bir kaç dakika arayla iki farklı Mehdi iddiası gördüm misal!  Biri Türk. İkisinin de binlerce takipçisi var! 
Gazze sınırına İtrail okullarından gezi grupları götürülüp paralı dürbünlerle patlamaların izletildiğini biliyor musunuz? Ben yeni öğrendim.  
Karşıma çıkan videoların yarıya yakınının AI teknolojisi olduğunu biliyorum ama. Ona şaşırmıyorum da, biraz korkutuyor.
Gazzeli küçük bir çocuğa anestezisiz dikiş atıyorlardı son izlediğim videoda. Artık dayanamadım. Hani şair diyor ya, "Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım" diye. Öyle bi sızı...

Bir iki gelişmeden geri kalmamak, bir kaç güzel insandan haber alabilmek için değer mi bu kadar ızdıraba? Bilmiyorum...

14 Mart 2025 Cuma

Hatırlanmayan kitaplar, özlenen bahar

Dün okumalar bloğuma son okuduğum kitapların notlarını ekliyordum da, geçmiş postlara bakınayım dedim. Okuduğumu bildiğim fakat bir kelimesini hatırlamadığım kitaplar keşfettim. Öyle de ayrıntılı yazmışım konularını ama aklımda hiç bir şey yok! Karakter isimlerini bile unutmuşum bazısının. İnanılmaz! Yani neden okuyorum o zaman diye sorgulayasım geldi. Sonra keyif için okuduğumu hatırladım da durdum. 

Yine de huzur bozucu. Eskiden okuduğum iki öykü kitabını (Asla Pes Etme, İki Kişilik Rüyalar) yeniden aldım elime bu ara, okuyup geçtim yine. İçimdeki kütüphaneci daha yetkin okumalar yapmak,  okuduklarını zapt etmek istiyor. Olmayınca huzursuzluk. Hayır yazsam da kalmıyor daha ne yapayım bilmiyorum.

Neyse, ben bunları değil baharın gelişine, aydınlığın ve ılık havanın dünyaya yeniden teşrif edişine duyduğum sevinci belirtmek için gelmiştim. Fotoğraftaki başrol yeni başladığım öykü kitabı gibi görünse de aslında penceremden içeri sızan güneş ışınlarıdır. Kitap bir dekor sadece...

 



13 Mart 2025 Perşembe

Kitap Fuarı farkındalıkları

Eskiden her Ramazan muhakkak ziyaret ettiğim kitap fuarlarına evlilik + çocuk basamaklarından sonra pek gidemez oldum. Bu sene eşimi Ebu'l Vefa Hazretlerini ziyarete ikna edince, Fatih Camiinin arka avlusunda açılan fuara gitmek de nasip oldu. Bu kısa ziyaretten iki farkındalıkla döndüm:
Birincisi, artık kitap fuarları ucuz kitap satmıyordu. (Hoş, zaten artık ucuz kitap diye bir şey yoktu!) 
İkincisi, ben artık bir kitap fuarından kendine bir tek kitap almadan dönen bir anaydım!
Eskiden fuarlardan döndüğümde, tek kişilik yatağımın üzerine inci gibi dizdiğim kitapların yerini artık aşağıdaki manzara almıştı sevgili okuyucu:




26 Aralık 2024 Perşembe

Unutulmuş Hikayeler - Mukadder Gemici

 Mukadder Gemici'den Unutulmuş Hikayeler'i bitirdim. Yine her zamanki gibi güzeldi. İlk öyküyü en çok sevdim galiba. Nuh'un Kızı gibi uzun ve bu sayede daha derinleştirilmiş bir hikayeydi. Hikayeler biraz uzun olduklarında, yazar da usta ise, daha kaliteli oluyorlar sanki. Kısa hikayeleri de seviyorum, ama onların da sahip olamayacakları derinlik yerine bir çarpıcılığı, yeni bir tespiti ve yahut da çok iyi bir dil ustalıkları olması gerekiyor. (Mukadder Gemici o ustalardan biridir bu arada) 

İlk öyküde başka bir kaç öykünün adı geçiyordu. Hüseyin Rahmi'nin 'Ada Vapurunda'sı elimde olan bir kitapta imiş. Okudum. Başka öykülerini içeren bir kitabı da satın aldım. 

Bir diğer öykü de H.Z. Uşaklıgil'den Hayat-ı Şikeste. Sanırım onu içeren kitap da var kitaplığımda. Bulup okuyacağım. 3. Öykü bende yok ama ilgimi de çekmedi. Morg, fareler falan. Almıyım...

Hüseyin Rahmi'nin kitabını alırken hikayelerinin methini duyduğum Çehov'un Hikayeler'ini de aldım aynı sahaftan. Böyle kitapları baştan sona değil de, aradan hikaye seçip okumak için alıyorum. Kafka, Woolf, Peyami Safa, Sezai Karakoç toplamaları da onun için bekliyor rafta. Hakkını anca öyle veriyorsun bence hikayelerin. Misal, yeni kitabı çıkmış mı diye en çok kontrol ettiğim yazar olan Mukadder Gemici'nin bu yazıya konu olan kitabını bir solukta oturup bitirdiğim için hakkındaki yorumum "güzeldi" den ibaret kaldı. Tek tek, ara vere vere okusam herhalde daha derin tespitler yapardım.  Artık bu tespitlerle dünya ne yapardı onu bilemiyciğim. 


19 Aralık 2024 Perşembe

Dünyaya geldim gitmeye...

William Chittick'in Hayal Âlemleri diye bir kitabı var. "Güzellik Müslümanların temel meselesi olmaktan çıktı ve biz kaybettiğimiz güzelliği buluncaya kadar da fazla iddialı laflar konuşmayalim," diyor. Kurduğumuz şehirler, hayatlarımıza vurduğumuz fırça darbeleri, günlük hayatı nasıl yaşadığımız, tüm bunlar o kadar önemli ki. Başka mana âleminden bir insan bize baktığı zaman ne düşünecek, ne hissedecek? Bizi temayüz ettiren bir vasfımız var mı? Davranışlarımıza sinmiş bir letafet var mı? Karşı tarafa bir itişme kakışma hissi mi veriyoruz, yoksa onu konuşmaya, sohbete, bir bilişme haline mi davet ediyoruz? Bu ruh güzelliği mi kaybettiğimiz?



10 Aralık 2024 Salı

Çocuk okuldayken...

...yapılacak en güzel aktivite.


 

30 Kasım 2024 Cumartesi

Sonbaharın son günü

Sonbaharı çok severim. İlk günü havaların serinlemesiyle günlük hayata dair bir çok şeyi hızlıca değiştirmesini severim. Battaniyeleri, kalın kıyafetleri, sıcak içecekleri ortaya çıkarmasını. Yiyeceklerin, içeceklerin, renklerin değişmesini. Kasvetini, serinliğini... 
Hasılı onu ve onunla ilgili her şeyi.
 
Ekim'in ortalarındaydık galiba, "sonbaharın bitmesine daha bir buçuk ay var neyse ki", diye düşünüp rahatladığımı hatırlıyorum. Sonbaharı ne kadar sevdiğime ilk cümlelerim delil olmaz ise bu olsun. Ve bugün, 2024 yılının son sonbahar gününe varmış iken, şu dua için de vesile olsun: Rabbim, bizi tüm sevdiklerimizle, sağlık ve selametle bir sonraki sonbahara da ulaştır. Amin.

19 Ekim 2024 Cumartesi

Çölde vaha

Oğlum, evimize beş on dk mesafedeki bir kültür merkezinde belli yaştaki çocuklara çok yönlü eğitimler veren iki senelik bir programı kazandı ve dün itibariyle başladık. Haftada bir gün kendisini oraya götürüp 2 saat boyunca bekleyecek olduğum için "başladık" diyorum. Boş boş beklemek beni çok sıkar o yüzden kitabımı defterimi, olur ya illustrasyon çizerim diye küçük uyduruk bir sketchbook ve bir kaç boya kalemini çantama atıp, suyumu çerezimi ihmal etmeyip cevat kelle misali düştüm yollara. İlk gün oryantasyon vardı, yine de "iki saate yakın sürecek, şu saatte burada olun" dediler. Çok güzel bir bekleme salonu var binanın biliyorum (sınava geldiğimizde beklemiştim), oraya seğirtmeden önce en üst katta bir kütüphane varmış bir bakayım dedim. Bazen çok iyi derim. Hiç bir kayıt şart şurt, kapıda bir durduran, "hayırdır hemşerim" diyen yok, dümdüz girdim. Ne göreyim? Semtin çatılarını ufka kadar tepeden izleyen küçük pencerelerin yanlarına kondurulmuş koltuk ve masalarıyla, etrafa serpiştirilmiş kitap raflarıyla, sessiz, sıcak, apaydınlık büyük bir oda. Bizim semte göre çölde bir vaha! Nasıl mutlu oldum anlatamam. Diğer masalarda tek tük insanlar, ders çalışan öğrenciler. Kimse kimseyle ilgilenmiyor. Çantamı bir masaya koyup raflara baktım, sadece bildik klasikler göreceğimi düşünüyordum ama çok çok daha fazlası vardı. Okumak isteyebileceğim ama çoğu kütüphanemde yer almayan bir sürü klasik ya da güncel edebi eser. Bir kaç tanesini hemencecik seçip, asıl keşfi ileriki günlere bıraktım. İki kitaptan ikişer öykü okuyup, kalan zamanda mutluluk sarhoşluğuyla manzarayı izledim. Her gittiğimde, o yazardan bir öykü, şu kitaptan bir deneme, falanca kitaptan bir bölüm diye ortaya karışık keyifler çatmanın planını baştan yaptım.  Zaman dolup da çıktığında oğlum halinden gayet memnundu. Annesi daha bile çok! Haftada bir gün 2 saatten kafa izinleri, küçük küçük edebiyat tatilleri her anneye nasip olmaz, değerini bildim, şükrünü ettim...