old-fashioned
and fun!
-Ne faydası var bize kitap okumanın? Başkalarının hayatlarını bilmemizin bize ne faydası var? Okumayarak da bir çıkış yolu bulamaz mıyız sence?
-Aslına bakarsan, okumamanın nelere yol açtığı üzerine düşünmek daha sağlıklı geliyor bana. Bir kere, okumayanlar okuyanlardan daha iyi yaşıyor kesinlikle. Gamsız, umarsız, yüksüz.. Bilmenin ağırlığı altında ezilmiyorlar. Baksana, hayatları kocaman bir esneme. Kaygıları Sadece fiziki durumlara dair. İç dünyalarında endişeye, şüpheye yer yok. Bu ne demek biliyor musun, içlerinde hayata dair bir dokunuşa, bir içlenişe dahi yer yok. İç yüzü olmayan bir hayat.
Dün okumalar bloğuma son okuduğum kitapların notlarını ekliyordum da, geçmiş postlara bakınayım dedim. Okuduğumu bildiğim fakat bir kelimesini hatırlamadığım kitaplar keşfettim. Öyle de ayrıntılı yazmışım konularını ama aklımda hiç bir şey yok! Karakter isimlerini bile unutmuşum bazısının. İnanılmaz! Yani neden okuyorum o zaman diye sorgulayasım geldi. Sonra keyif için okuduğumu hatırladım da durdum.
Yine de huzur bozucu. Eskiden okuduğum iki öykü kitabını (Asla Pes Etme, İki Kişilik Rüyalar) yeniden aldım elime bu ara, okuyup geçtim yine. İçimdeki kütüphaneci daha yetkin okumalar yapmak, okuduklarını zapt etmek istiyor. Olmayınca huzursuzluk. Hayır yazsam da kalmıyor daha ne yapayım bilmiyorum.
Neyse, ben bunları değil baharın gelişine, aydınlığın ve ılık havanın dünyaya yeniden teşrif edişine duyduğum sevinci belirtmek için gelmiştim. Fotoğraftaki başrol yeni başladığım öykü kitabı gibi görünse de aslında penceremden içeri sızan güneş ışınlarıdır. Kitap bir dekor sadece...
Mukadder Gemici'den Unutulmuş Hikayeler'i bitirdim. Yine her zamanki gibi güzeldi. İlk öyküyü en çok sevdim galiba. Nuh'un Kızı gibi uzun ve bu sayede daha derinleştirilmiş bir hikayeydi. Hikayeler biraz uzun olduklarında, yazar da usta ise, daha kaliteli oluyorlar sanki. Kısa hikayeleri de seviyorum, ama onların da sahip olamayacakları derinlik yerine bir çarpıcılığı, yeni bir tespiti ve yahut da çok iyi bir dil ustalıkları olması gerekiyor. (Mukadder Gemici o ustalardan biridir bu arada)
İlk öyküde başka bir kaç öykünün adı geçiyordu. Hüseyin Rahmi'nin 'Ada Vapurunda'sı elimde olan bir kitapta imiş. Okudum. Başka öykülerini içeren bir kitabı da satın aldım.
Bir diğer öykü de H.Z. Uşaklıgil'den Hayat-ı Şikeste. Sanırım onu içeren kitap da var kitaplığımda. Bulup okuyacağım. 3. Öykü bende yok ama ilgimi de çekmedi. Morg, fareler falan. Almıyım...
Hüseyin Rahmi'nin kitabını alırken hikayelerinin methini duyduğum Çehov'un Hikayeler'ini de aldım aynı sahaftan. Böyle kitapları baştan sona değil de, aradan hikaye seçip okumak için alıyorum. Kafka, Woolf, Peyami Safa, Sezai Karakoç toplamaları da onun için bekliyor rafta. Hakkını anca öyle veriyorsun bence hikayelerin. Misal, yeni kitabı çıkmış mı diye en çok kontrol ettiğim yazar olan Mukadder Gemici'nin bu yazıya konu olan kitabını bir solukta oturup bitirdiğim için hakkındaki yorumum "güzeldi" den ibaret kaldı. Tek tek, ara vere vere okusam herhalde daha derin tespitler yapardım. Artık bu tespitlerle dünya ne yapardı onu bilemiyciğim.
William Chittick'in Hayal Âlemleri diye bir kitabı var. "Güzellik Müslümanların temel meselesi olmaktan çıktı ve biz kaybettiğimiz güzelliği buluncaya kadar da fazla iddialı laflar konuşmayalim," diyor. Kurduğumuz şehirler, hayatlarımıza vurduğumuz fırça darbeleri, günlük hayatı nasıl yaşadığımız, tüm bunlar o kadar önemli ki. Başka mana âleminden bir insan bize baktığı zaman ne düşünecek, ne hissedecek? Bizi temayüz ettiren bir vasfımız var mı? Davranışlarımıza sinmiş bir letafet var mı? Karşı tarafa bir itişme kakışma hissi mi veriyoruz, yoksa onu konuşmaya, sohbete, bir bilişme haline mi davet ediyoruz? Bu ruh güzelliği mi kaybettiğimiz?