Hayat ne tuhaf, çok sevdiğim ve tarafından sevildiğimi düşündüğüm birinin her mecrada beni engellediğini öğrendim geçenlerde. Sebep? Bunu keşfeden ve benim gibi engellenmiş olan diğer bir arkadaşımla düşündük taşındık, bulamadık sebebini. Tercih ve ruh hali meselesi deyip konuyu kapattık. Mecburen. Ama bir burukluk kaldı. Bir de hafif bir utanç. Çünkü söz konusu arkadaş çok sık kimlik ve yer değiştirirdi sosyal medyada ve ben bunu ruh halinin değişmesine verdiğim için her bulduğumda tekrar takibe alırdım. Şimdi bundan ne kadar utanıyorum! Belki de amiyane tabirle bizi silkelemeye çalışıyordu ama anlamadığımız için yapışkan yüzsüz tipler konumuna düştük istemeden! Bunca yıllık sosyal medya hayatımda bundan daha büyük bir bozgun yaşamadım sanırım.
25 Şubat 2021 Perşembe
23 Aralık 2020 Çarşamba
Yazma umudu
Bir sürü şeyler oluyor. Kitaplar okuyorum. Çook uzun zaman sonra dvd'yi kurdum, film izlemeye de başladım. Kuzum büyüyor, tatlı tatlı anılar birikiyor. Velhasıl yazacak şeyler çok. Ama günlük blogları tazeyken yazılmalı, üzerinden zaman geçen şeyleri yazmak için içimde istek bulamıyorum.
2020 bağrımızı delip geçti. 2021 bolca hayırlar getirsin. İnşallah bu umutla yeniden yazmaya başlarız. Hepimiz. Eski günlerdeki gibi...
13 Kasım 2020 Cuma
Ayın Uysal Işığı
Yine hak etmediği kadar hızlıca.
Öykü pencerelerini hep kadınların hayatlarına açan, onların çaresizliklerini, umutlarını, acılarını gösteren bir yazar Hatice Hanım. Öykülerini ardı ardına okumak, hep aynı şeylerden bahsettiği yanılsamasına yol açıyor bu yüzden.
Aslında öyle değil.
Her biri farklı kadınlardan bahseden, farklı kurgulara sahip, iddiasız ama ustalıklı öyküleri var. Ardı ardına hızla tüketerek değil de, böyle güzel bir boşluk yakaladığında, ortamını kurup, çayını demleyip teker teker okumalık.
Huzurlu bir ikindi vakti mesela.
Sessiz bir parkın tenha bir bankında.
Veya gün gelip de Korona hayatımızdan çıktığında, vapurda, çay simidin yanında, boğaz havasını derin derin solurken.
İşte "özenle" demek istiyorum.
Tadını çıkararak...
22 Ekim 2020 Perşembe
Bir kitaptan bir öykü
Bir kitaptan bir öykü. Öyküden bir kadın. Öyküdeki kadının kaleminden çıktığı bir başka kadın. Hayat edebiyata malzeme, edebiyat hayata teselli. İnsan kendi tesellisini üretmeye, hiç olmadı bulmaya zorunlu ve hatta yazgılı.
10 Temmuz 2020 Cuma
Yazılı tarih ve istiap haddi üzerine
Bunları, bir kaç eski yazımı okuduktan sonra, bir şeyler daha karalayayım da yazılı tarihim biraz daha genişlesin diye yazdım. Bu kadarla kalmasın, güne dair bir iki kelam daha edeyim o zaman:
Evimdeyim. Fırında havuçlu kekim var. Kuzum uyanınca beraber yiyeceğiz. Abdullah Harmancı'dan Melek Kayıtları'nı okuyorum. Annemden dün geldim, o curcunayı ve serinliği bırakmak zor geldi ama insanın evi gibisi de yok. Bir dolu çamaşır yıkanmayı, Melek Kayıtları kitabı da notlarının okuma bloğuna yazılmasını bekliyor. Ben neyi bekliyorum? Galiba eşimin aramasını. Çok çalışıyor. İşinin arasında, biz avm'ye girmiş olmayalım diye gidip ebebek'den bir kaç jakarlı zıbın alması gerekecek. Kuzum sıcaktan fena halde isilik çıkardı çünkü. Başka ne var? Üzerimde büyük bir ağırlık var. Yengem hasta ve bu, zihnimi diğer her şeyden daha çok meşgul ediyor. Elbet bu günler de geçecek ve yine sarılacağız belki ama insan içindeyken her şey olduğundan daha ağır çekiyor.
Biraz önce kek yaparken, cuma vakti arkada çalsın diye Nureddin Yıldız'dan bir video açtım. Başlığı "bu duayı okuyanın dertleri biter" olan kısa bir youtube videosuydu. Hoca videonun bir yerinde bir kamyonetin kaldırma kapasitesini ifade eden "istiap haddi" teriminden bahsetti. İnsanın da böyle bir haddi olduğunu ve Kur'anla meşgul olan mü'minin kaldırma kuvvetinin yüksek olacağını söyledi. Kur'an'la kalbi yeşermiş çiçeklenmiş müslüman dert çekse bile altında ezilmez diye anlattı. Rabbim'in mübareği aracı edip bendenize cevap verdiği çoktur. O kadar nokta atışıydı ki bunun da kafamdaki dertli sorulara güzel bir cevap olduğuna iman ettim. Geçen haftaki gereksiz güvensizlikler, bu hafta yengem için bu kadar üzülmem, hepsi istiap haddimin düşüklüğünden kaynaklanıyor, anladım. Çözüm de videoda söyleniyor, belli. Velakin ben de belliyim! Biraz önce bahsettiğim onca yıllık yazıyı ardı ardına okuyan olsa ortaya çıkacak olan aslında tam bir istikrar ve irade yoksunluğu! Bazen kendi kendime 'ben bir başarısızlık hikayesiyim' diyorum. Bir türlü bir sonuca ulaşamayan. Sonra, şimdi olduğu gibi, aklıma yıllar önce bir vakıf toplantısında bir kadının söylediği cümle geliyor. Demişti ki, "Allah kazandıklarımıza değil, verdiğimiz çabaya bakacak." Bu söz benim en büyük tesellilerimden biri oldu o günden beri. Kenarda topladığım bin küsür yazı gibi, kenarda birikmiş bir sürü başlangıç. En azından ömür hepten boş geçmedi diye kendimi avutuyorum...
6 Temmuz 2020 Pazartesi
Soru ile başlayan, sonra da kanatlanıp uçan...
17 Haziran 2020 Çarşamba
Nur ve Mustafa Kutlu
15 Haziran 2020 Pazartesi
Gereksiz virgül kullanımları ve gereksiz duyarlılıklar
Müzik otomatik olarak Oltremare'a geçti. Yine Einaudi'den, ama ben ilk kez duyuyorum. Ama'dan önce virgül konmaz! Bu kural bana yanlış geliyor ve bildiğimi okuyorum her seferinde. Keşke hayatta daha sık yapabilsem bunu. Yani kendi bildiğimi okumayı. Gereksiz bir duyarlılıkla herkesi memnun edecek şeyler seçmeye çalıştım ömrüm boyunca. Seçemediğimde de seçebildiğimde de azap çektim. Dün annemdeydim, televizyondaki kanalları ayarlarken 40 diye bir programa denk geldik, Çağla Şikel'e sorular soruyorlar. Uzun bacaklarını üst üste atmış müthiş ve gerçek bir güvenle cevap veriyor. "Eşinizden istemeden mi ayrıldınız?" diyor sunucu. "Kimse bana istemediğim bir şey yaptıramaz" diyor. Öyle bir diyor ki inanıyorum. Ona kimse istemediği bir şey yaptıramaz! Ben neden böyle olamıyorum peki? Kimse kırılmasın, şu laf söylemesin, bu arkamdan konuşmasın, aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın! E hep benim tadım kaçıyor böyle olunca, o ne olacak?! Neden herkesin hakkını gözetirken kendimi ihmal ediyorum ki? İnsan yeri geliyor annesinin bile en kıymetlisi olamıyor. Kendi hayatının merkezi olmayana kim ne yapsın zaten?
Yanlış soruları soruyorum belki de. Hayatın gerçek anlamını düşünürsek 'öz değer' kavramını gündem konusu dahi etmemem gerektiğinin farkındayım. Yine de, kulluğun bile moral desteğine, yaşam enerjisine muhtaç olduğunu tecrübelerimle biliyorum. Ve insan denen zayıf yaratığın, istediği her şeyi yaptığında bile canı istemezse memnun olmamayı seçebildiğini her an görüyorum. O nedenle kulluğu, anneliği ve insanlığı yeterlilikle ve vakarla sürdürebilmek için insanın bazen bacak bacak üstüne atıp, gerçekten inanarak "kimse bana istemediğim bir şey yaptıramaz" diyebilme hakkını kendinde görmesi gerektiğine inanıyorum. Yani dünden beri! Bunun ilhamını bol kusurlu bir fani olan Çağla Şikel'de bırakırsak devamlılığının olacağından şüpheliyim. O yüzden ben yazımı burada bırakıp Hulefa-i Raşidin kitabından Hz Ömer bölümünü okuyayım iyisi mi. Kendisinin müthiş güveni ve netliği sadece Allah (CC) ile Peygamberine (SAV) dayanmasına ve hayatta başka hiç bir şeye metelik vermemesine dayanıyordu çünkü...
Not: Geçenlerde bir twitter kullanıcısı Sağlık Bakanı Dr. Fahreddin Koca'ya gereksiz virgül kullanımı ile ilgili gereksiz bir uyarı yapmıştı da, canını sevdiğim gene kibarlığını asaletini bozmadan gerekli cevabı vermişti. Çağrışım yaptı diye yazdım aslında bunu ama herkese gereken yanıtı asaletten ödün vermeden de verebileceğimi hatırlatması için duruversin şuracıkta...
10 Haziran 2020 Çarşamba
Behçet Bey'in neden gülümsediği üzerine
Peki bir yazardan ne beklenebilir? Değişir. Hayatın boğuculuğuna bir nefes arası olarak gördüğümüz öykü türünde birbirinden ilginç, naif ve güzel örnekler vermekle, Abdullah Harmancı bizim açımızdan üzerine düşeni fazla fazla yerine getirmiştir. Basiret sahibi bir okur olarak sözümüze itibar edileceğini umarız... :)
| Kapaktaki kişi başlıktaki sorunun cevabını işaret ediyor... :) |
9 Haziran 2020 Salı
Bir kaç fotoğrafla mutluluk
Son zamanlarda biraz sankili yaşıyorum hayatı, kenardan izliyorum. Bayağıdır durgundu hayat, pandemiden önce bile. Ama işte bir şekilde yaşıyorum. Artık içinde bana emanet edilmiş güzel bir kuzunun olduğu anılar biriktiriyorum. Sessiz sakin, iddiasız ama çok güzel anılar. Onunla yapmak istediğim çok şey, birlikte yürümek istediğim çok yol, karşısına oturtup göstermek istediğim pek çok güzellik var ama hayat bir süre daha rölantide devam edecek gibi görünüyor. Olsun. Bir kaç fotoğrafa bakıp mutlu olmayı bilen için sıradan günlerin bile her biri anmaya değer...

