24 Nisan 2026 Cuma

Bir Tübitak Serisi by Robert E. Wells

Oğlumla çok sevdiğimiz ve yeni tamamladığımız bir seriden başlamak istedim anlatmaya. Tübitak yayınlarından çıkan 7 kitaplık bir seri bu. Robert E. Wells tarafından yazılmış ve de resimlenmiş. Yazarın Türkçeye çevrilmiş başka bir kitabına rastlamadım. Eşgali ise şu şekil:



Kitaplar da şunlar:

 
Yazar, kitaplarında bir kavram veya bir çevresel sorun konusunda çocuklara bakış açısı kazandırmayı amaçlamış ve illüstrasyonları ile bunu eğlenceli bir hale getirmiş. Tek tek ele alalım:


Mavi Balinadan Daha Büyük Ne Var? 
Bu kitapta büyüklük kavramı anlatılıyor. Yeryüzünün en büyük canlısı olan mavi balinadan başlayarak, Everest, gök cisimleri ve evrene doğru giden bir karşılaştırmalar zinciri ile bir şeyin ne kadar büyük olabileceği konusunda çocuklarda bakış açısı oluşturmayı amaçlıyor. Bu noktada uzaya meraklı çocuklar için bir gökbilim konuşması veya araştırması yapılabilir beraber.








Çitadan Daha Hızlı Ne olabilir?
Burada da başlıktan belli olduğu üzere hız kavramı ele alınıyor. Bir koşucu, devekuşu ve çitadan başlayarak ışık hızına giden bir karşılaştırmalar zinciri var. İllüstrasyonlar yine son derece eğlenceli.







Cüce Sivri Fareden Küçük Ne Olabilir?
Bu kitapta en küçük memeli olan cüce sivri fareden tek hücrelilere, oradan atoma ve içindeki parçalara giden bir küçüklük karşılaştırmasını takip ediyoruz. Ve bir şey ne kadar küçük olabilir konusunda bir fikir edinmiş oluyoruz. (Atom parçalarına geldiğimizde, makinelere de ilgisi olduğu için ben oğluma Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nı anlattım, mühendis kafalı çocuklar için güzel bir yönlendirme olabilir.)







Saatin Kaç Olduğunu Nerden Bilebiliriz?
Bu kitapta zaman kavramı ele alınıyor. Zaman nedir, onu nasıl algılarız? İnsanlar zamanı geçmişten bugüne nasıl ölçtü? Gün, ay ve mevsimler. Saatler ve takvimler. Tüm bunlar yine yazarın fırçasından eğlenceli ilustrasyonlarla anlatılmaya çalışılmış.








101 Basamaklı Sayılara Kadar Sayabilir misiniz?
Sayıları anlatan bu kitap serinin aldığımız ilk kitabıydı ve oğlumun yaşı, büyük sayıları algılamak için biraz küçüktü. Ama çok eğlenceli bir şekilde anlatıldığı için yine de çok keyif aldı ve o zamandan beri kitaptan öğrendiği gugol sayısını dilinden düşürmedi. 







Kutup Ayısı Buzullar Neden Eriyor?
Yine adı üzerinde, buzulların erimesini, yani sera etkisi ve bunun yol açtığı sıkıntıları anlatan bir kitap. Sera gazlarını artıran etkenlerden ve günlük hayatta nasıl enerji tasarrufu yapılabileceğinden de bahsediyor, yine güzel çizimler eşliğinde elbette. 







Bu Sudan Bir Dinozor İçmiş Olabilir mi?
Son kitabın konusu ise su. Dünyadaki su döngüsünü, yani suyun sürekli olarak yerden gökyüzüne, oradan tekrar yer yüzüne dönmesini ve  bunun  milyonlarca yıldır devam ediyor olmasını anlatıyor. Ve tabi suyun öneminden bahsederek, temiz tutulup israf edilmemesi konusunda bilinç oluşturmaya çalışıyor. Neden bilmem, serinin en sevdiğim kitabı bu. 





 
Bana göre bu seri, çocuklara bazı temel kavramları ve dünyamız için önemli bazı durumları güzelce ve eğlenceli bir şekilde kavratması açısından çok güzel bir çalışma. Zihinlerinde bazı şeyleri yerine oturtacağını ve hatta geleceğe dönük bazı nirengi noktaları oluşturacağını düşünüyorum.   

10 Nisan 2026 Cuma

Bir amme hizmeti duyurusu

Uzun zamandır kendimden çok oğluma kitap alıyor, yetişkin kitaplarından çok çocuk kitapları okuyorum. E bir yetişkin, hele de ebeveyn ise, ayda en fazla 3,4 kitap okuyabiliyor. Çocuk kitapları söz konusu olunca o kadarını yeri geliyor bir günde tüketiyoruz. Bu kadar hızlı tüketilen bir ürün fiyat olarak uygun mu? Tabi ki de hayır, o zaman kahrolsun kapitalizm! Desek ne fayda, kesemize uygun olanı arayıp bulmak zorundayız. Son 5-6 yılım internet üzerinden içeriği güzel fiyatı uygun ürünler aramakla geçti bu yüzden. Çocuğuma okuyacağım kitabın hem içeriğini, hem de resimlerini görmek istiyordum. Google görsellerde, çeşitli sitelerin kullanıcı yorumları arasında ve iç sayfa ön izlemeleri sunan kitap satış sitelerinde dolaştım durdum, yabancı yazarları orijinal dillerinde arattım gerektiğinde, yine de çoğu aramadan elim boş döndüm. Bu yolculuk sırasında nispeten uygun kitaplar çıkaran yayınevleri de buldum tabi, yeni veya ikinci el diye de ayırmadım. Öyle böyle epey kitap aldım okudum oğluma, elhamdülillah. 

Geçen gün çok sevdiğimiz bir serinin son kitabını bulup aldığımda, aklıma yıllardır harcadığım onca emek geldi. Ben o kadar uğraştım, başka anneler de uğraşmasın, aradıklarında, benim zamanında bulamadığım bazı kitaplar hakkında bilgiye ulaşabilsin, içeriğinin bir kısmını görebilsin diye düşündüm. Böylece elimizdeki kitap serilerinden bir kısmını blogda anlatmaya karar verdim. Sanırım blogların da bir kotası var, o nedenle kitapların tüm sayfalarını paylaşamam ama her birinden ikişer üçer resim koymaya çalışacağım. Hepsini bir anda yapamasam da, arayı fazla açmadan seri seri paylaşmaya gayret edeceğim. Ben niyetine girdim, Allah yardım etsin. Vira bismillah. 

7 Nisan 2026 Salı

Galiba sinirlerim bozuk, olayın senle ilgisi yok Margot!


Sakarya'da üniversite yılları, ikinci senem olsa gerek. Bir sahafta mavi ciltli bir iki kitap buluyorum. Klasik İngiliz eserleri. Bir tanesi Emily Bronte'un Uğultulu Tepeler'i. Edebiyata düşkün, hayal dünyasına dalmayı seven bir genç kız için yepyeni bir dünya açılmış oluyor önüme böylece. Uğultulu Tepeler konağı. Kasvetli İngiltere. Heathcliff ve Cathy. Edebiyatın belki de en tutkulu ve saplantılı aşkı. Bütün bunlar günümüzdeki gibi ucuz, sulu bir şekilde değil, sarsıcı bir gerçeklikle anlatılıyor. Gerçekten müthiş etkilenmiştim. Hala da şahsi edebiyat serüvenimin en önemli noktalarından sayarım.
 
Bronte kız kardeşler her biri başarıya ulaşan ilk kitaplarını yayınladıklarında erkek isimleri kullanmışlar, içinde yaşadıkları toplumda başka türlüsü mümkün değilmiş sanırım. Üçlünün en başarılı kitabını (Jane Eyre) yazmış olan abla Charlotte, ancak Anne ve Emily genç yaşta öldükten sonra gerçek isimlerini açıklayabilmiş. O zaman bile öyle kapalı bir ortamda yaşayan bir papaz kızının Uğultulu Tepeler gibi bir kitabı yazdığına inanmamış bir çok kişi. Erkek kardeşinin yazdığını iddia etmişler. Ama Charlotte'un sözünün üstüne söz sayılmamış tabi. Sonra yıllar geçmiş, bu hanımların kitaplarından etkilenerek kitaplar yazılmış, üzerlerine uyarlama filmler yapılmış. Bir kısmını okumuş, izlemişiz. Sonra çoluk çocuğa karışınca kitaplara az, filmlere hiç zamanımız kalmış. Eskiden sinefil kıvamına yakın biriyken, kim nerede kiminle ne çekmiş haberimiz olmamış. Ama tabi bildiğiniz gibi hiç bir şeye zamanı olmayan insanların bile reels, shorts izlemeye fırsatı oluyor! İşte o reelslerden birinde Margot Robbie'nin Uğultulu Tepeler'in Cathy'sinin giysilerini seçmekten bahsettiğini duymuşuz...

Yüzlerce uyarlama izlemişimdir, karaktere uyumsuz bir sürü oyuncu gördüm, hiçbiri bu kadar rahatsız etmedi beni. Margot Robbie'nin 40+ gösteren bir 35'lik olmasından, sarışın olmasından, bir zamanlar Harley Quinn ve Barbie oynamış olmasından mı, bilemiyorum. Tamam pek güzel, ama Cathy'ye tek zerresi benzemiyor. Yani biri popüler ve güzel diye her role koyamazsın. Her hikayeyi babanın malı gibi alıp bozamazsın. Diyorum ama son yıllar bunun örnekleriyle dolu. Birileri bir eser ortaya çıkarıyor ve neyi var neyi yoksa içine koyuyor, yıllar sonra adamın biri gelip bunu da Margot oynasın diyor! 

Gerçi birilerinin şu ölsün bu aç kalsın bu köle olsun diye karar verdiği bir çağda ben bu kadar neye bozuldum onu da anlamadım ya neyse!  

5 Nisan 2026 Pazar

Herhalde...

 Dünkü havayla bugünkü arasında inanılmaz bir fark var. Aynı yerde dün üşüdüm bugün yanıyorum. Ama aydınlık ve sıcağın insana verdiği umutlu, pozitif bir ruh hali var ki, oğlumun spordan çıkmasını beklediğim şu dakikalarda bir süredir hissetmediğim mutluluğu hissettim. Elhamdülillah hayat güzel, imkanlar bol diye düşündüm. Bundan 10-15 dk önce İsrail'in Filistinli 12 bin mahkumun idam kararını açıkladığını okumuş ve içimde büyük bir çaresizlik hissetmiştim halbuki. Hafıza-i beşer  nisyan ile malul derler ya, herhalde yaşamaya devam edebilmek için...