Baktım kahvem bitmiş, kuzu da uyuyor, ablasına emanet edip markete gittim. Kasada işlem beklerken bir çocuk yanımdan geçti, geçerken de neşeli bir şekilde "karpuzları kesmeyelim, karpuza şiddete hayır" dedi. Bunun üzerine neşeyle gülmem gerekirdi, çünkü normalde öyle olur. Çocukların bıcır bıcır laflarından keyif alırım. Ama olmadı. İçimdeki bezginliği aşıp da herhangi bir duygu hissedemedim. O zaman, elinde çalışıp çabalamak, ekranlara bakmak ve kaygı duymaktan başka bir şey kalmamış olan insanlığa kendi özelimde üzül...mek istedim, ama içimdeki bezginliği aşıp da üzülemedim.
27 Mayıs 2021 Perşembe
25 Nisan 2021 Pazar
Anlık bir isyanımsı
Eşimi aradım, yine biriyle konuşuyordu. Şaşırmadım. Ömrü telefon konuşmalarıyla geçer, bense düzenli aradığı kişi sayısı üçü geçmeyen biriyim. Benzeşmediğimiz bir milyon şeyden sadece bir tanesi bu. Yine de Rabbim muhabbet vermiş dört senedir yürüyoruz elhamdülillah.
Yürüyoruz dediğim tabi ki de mecaz, yoksa aylar oldu şöyle yan yana yürüdüğümüz yok. Pandemi yüzünden evden çıktığım yok hatta. Eskiden sıkça gittiğim Beyazıt, Eminönü, Üsküdar, Emirgan gibi yerleri düşündükçe burnumun direği sızlıyor. İki buçuk yaşında bir evladımız ve kronik hasta büyüklerimiz olduğu için sabrı katık ettim, ruhum yarı aç bekliyorum da bekliyorum. Yine de bu kadar sakınım fazla geliyor bazen bünyeme. Eski yazılar, eski fotoğraflar arasında kayboluyorum. Bir türbe bahçesine, bir cami avlusuna hasret kalan gönlümü yatıştıracak teselli bulamıyorum...
17 Nisan 2021 Cumartesi
Zaman yönetimi, mükemmeliyet ve gelişine yaşamak
Ramazan'da zamanın, daha doğrusu hayatın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Hep meşgul hissediyorum kendimi ama bunun gözenekleri geniş bir meşguliyet hali olduğunun da farkındayım. Demek istediğim, sürekli bir şey yapıyor gibi görünsem de doldurabileceğim sürüyle boşluk var günlük hayatımda biliyorum. Zaman yönetimim her daim felaket olmuştur! Aslında bir iki aydır küçük bir not defterine günlük planlar yapıp uygulamaya çalışıyordum ve bu, muhteşem bir dönüşüme yol açmasa da, şöyle böyle işe yarıyordu. Ama Ramazan öncesi 10 günlüğüne şehir dışına çıkınca benim programlar da aniden kesiliverdi. Yanıma aldığım Görsel Arapça kitabının kapağını açamadım. Not defterimi elime alıp da bir satır yazamadım. İki kitap götürdüm, birinin yarısını bile bitiremedim. Bunların yerine küçük bir kasabanın sokaklarında şahane yürüyüşler ve mevsim nedeniyle bomboş olan sahillerde kafa dinleten deniz seyirleri yaptım. Üstüne temiz hava bol gıda. Nasıl da ihtiyacım varmış böyle bir molaya, ben bile şaşırdım.
Neyse, işte sonra Ramazan geldi, hoş geldi. Kendi telaşesiyle beraber geldi. Neredeyse bir haftası da geçti gitti. İki gün önceydi, "artık silkelen de Arapça'ya yeniden başla" dedi içimdeki bir ses. Kendisine hak verip youtube'dan indirdiğim Beyneyedeyk videolarından birini açtım. Sonra dün bir diğerini. "Atalet ve rehavetin tek ilacı var" demiştim geçenlerde kız kardeşime, "o da işe bir yerinden başlamak." Başlayınca hakikaten devamı geliyor. İki gündür sadece ekrana bakarak ders dinliyorum, bugün okumalarıma yeniden başlamak ve küçük not defterimi açıp da yeniden program oluşturmak isteği geldi içime. Fakat hiç bir mükemmeliyet kaygısı olmadan, salaş ve gelişine bir tavırla. Çünkü içinde bulunduğun kırk yaşında idrak ettiğim bir şey var: 'Yapacaksam en iyisi en kapsamlısı olsun' düşüncesi beni yavaşlatmaktan başka bir işe yaramıyor! Ben mükemmel değilim, hiç bir zaman da olmadım. Mükemmel olmayı mecburiyet zannedip kendime eziyet ettim sadece. Artık not bile almadan Arapça videoları izliyorum, kitap okurken ayrıntılı notlar almayı bıraktım ve not defterime iki günde bırakacağım aşırı özenli program ve şablonlar çizmiyorum. Aslolan süreklilik çünkü. Hızla koşup hemen yorulmaktansa yavaş yavaş kısa mesafeler almak. Ama her gün, hiç bırakmadan.
Böyle böyle geriye bir bakıyorsun, sürüyle adım atmışsın. Bir şeyler seni değiştirecek kadar birikmiş. Artık başlangıçtaki o insan değilmişsin...
27 Şubat 2021 Cumartesi
Sözcükler ve resimler ve diğer önemsiz şeyler
25 Şubat 2021 Perşembe
Sosyal medya bozgunu
Hayat ne tuhaf, çok sevdiğim ve tarafından sevildiğimi düşündüğüm birinin her mecrada beni engellediğini öğrendim geçenlerde. Sebep? Bunu keşfeden ve benim gibi engellenmiş olan diğer bir arkadaşımla düşündük taşındık, bulamadık sebebini. Tercih ve ruh hali meselesi deyip konuyu kapattık. Mecburen. Ama bir burukluk kaldı. Bir de hafif bir utanç. Çünkü söz konusu arkadaş çok sık kimlik ve yer değiştirirdi sosyal medyada ve ben bunu ruh halinin değişmesine verdiğim için her bulduğumda tekrar takibe alırdım. Şimdi bundan ne kadar utanıyorum! Belki de amiyane tabirle bizi silkelemeye çalışıyordu ama anlamadığımız için yapışkan yüzsüz tipler konumuna düştük istemeden! Bunca yıllık sosyal medya hayatımda bundan daha büyük bir bozgun yaşamadım sanırım.
23 Aralık 2020 Çarşamba
Yazma umudu
Bir sürü şeyler oluyor. Kitaplar okuyorum. Çook uzun zaman sonra dvd'yi kurdum, film izlemeye de başladım. Kuzum büyüyor, tatlı tatlı anılar birikiyor. Velhasıl yazacak şeyler çok. Ama günlük blogları tazeyken yazılmalı, üzerinden zaman geçen şeyleri yazmak için içimde istek bulamıyorum.
2020 bağrımızı delip geçti. 2021 bolca hayırlar getirsin. İnşallah bu umutla yeniden yazmaya başlarız. Hepimiz. Eski günlerdeki gibi...
13 Kasım 2020 Cuma
Ayın Uysal Işığı
Yine hak etmediği kadar hızlıca.
Öykü pencerelerini hep kadınların hayatlarına açan, onların çaresizliklerini, umutlarını, acılarını gösteren bir yazar Hatice Hanım. Öykülerini ardı ardına okumak, hep aynı şeylerden bahsettiği yanılsamasına yol açıyor bu yüzden.
Aslında öyle değil.
Her biri farklı kadınlardan bahseden, farklı kurgulara sahip, iddiasız ama ustalıklı öyküleri var. Ardı ardına hızla tüketerek değil de, böyle güzel bir boşluk yakaladığında, ortamını kurup, çayını demleyip teker teker okumalık.
Huzurlu bir ikindi vakti mesela.
Sessiz bir parkın tenha bir bankında.
Veya gün gelip de Korona hayatımızdan çıktığında, vapurda, çay simidin yanında, boğaz havasını derin derin solurken.
İşte "özenle" demek istiyorum.
Tadını çıkararak...
22 Ekim 2020 Perşembe
Bir kitaptan bir öykü
Bir kitaptan bir öykü. Öyküden bir kadın. Öyküdeki kadının kaleminden çıktığı bir başka kadın. Hayat edebiyata malzeme, edebiyat hayata teselli. İnsan kendi tesellisini üretmeye, hiç olmadı bulmaya zorunlu ve hatta yazgılı.
10 Temmuz 2020 Cuma
Yazılı tarih ve istiap haddi üzerine
Bunları, bir kaç eski yazımı okuduktan sonra, bir şeyler daha karalayayım da yazılı tarihim biraz daha genişlesin diye yazdım. Bu kadarla kalmasın, güne dair bir iki kelam daha edeyim o zaman:
Evimdeyim. Fırında havuçlu kekim var. Kuzum uyanınca beraber yiyeceğiz. Abdullah Harmancı'dan Melek Kayıtları'nı okuyorum. Annemden dün geldim, o curcunayı ve serinliği bırakmak zor geldi ama insanın evi gibisi de yok. Bir dolu çamaşır yıkanmayı, Melek Kayıtları kitabı da notlarının okuma bloğuna yazılmasını bekliyor. Ben neyi bekliyorum? Galiba eşimin aramasını. Çok çalışıyor. İşinin arasında, biz avm'ye girmiş olmayalım diye gidip ebebek'den bir kaç jakarlı zıbın alması gerekecek. Kuzum sıcaktan fena halde isilik çıkardı çünkü. Başka ne var? Üzerimde büyük bir ağırlık var. Yengem hasta ve bu, zihnimi diğer her şeyden daha çok meşgul ediyor. Elbet bu günler de geçecek ve yine sarılacağız belki ama insan içindeyken her şey olduğundan daha ağır çekiyor.
Biraz önce kek yaparken, cuma vakti arkada çalsın diye Nureddin Yıldız'dan bir video açtım. Başlığı "bu duayı okuyanın dertleri biter" olan kısa bir youtube videosuydu. Hoca videonun bir yerinde bir kamyonetin kaldırma kapasitesini ifade eden "istiap haddi" teriminden bahsetti. İnsanın da böyle bir haddi olduğunu ve Kur'anla meşgul olan mü'minin kaldırma kuvvetinin yüksek olacağını söyledi. Kur'an'la kalbi yeşermiş çiçeklenmiş müslüman dert çekse bile altında ezilmez diye anlattı. Rabbim'in mübareği aracı edip bendenize cevap verdiği çoktur. O kadar nokta atışıydı ki bunun da kafamdaki dertli sorulara güzel bir cevap olduğuna iman ettim. Geçen haftaki gereksiz güvensizlikler, bu hafta yengem için bu kadar üzülmem, hepsi istiap haddimin düşüklüğünden kaynaklanıyor, anladım. Çözüm de videoda söyleniyor, belli. Velakin ben de belliyim! Biraz önce bahsettiğim onca yıllık yazıyı ardı ardına okuyan olsa ortaya çıkacak olan aslında tam bir istikrar ve irade yoksunluğu! Bazen kendi kendime 'ben bir başarısızlık hikayesiyim' diyorum. Bir türlü bir sonuca ulaşamayan. Sonra, şimdi olduğu gibi, aklıma yıllar önce bir vakıf toplantısında bir kadının söylediği cümle geliyor. Demişti ki, "Allah kazandıklarımıza değil, verdiğimiz çabaya bakacak." Bu söz benim en büyük tesellilerimden biri oldu o günden beri. Kenarda topladığım bin küsür yazı gibi, kenarda birikmiş bir sürü başlangıç. En azından ömür hepten boş geçmedi diye kendimi avutuyorum...



