1 Eylül 2026 Salı

Autumn

 
Uploaded Image

Collins Dictionary günün kelimesi olarak "autumny" yi seçmiş. Sonbaharın ilk günü için gayet münasip. Fakat hava için aynısını söyleyemeyeceğim. Eylülün ilk gününde başlamasına alışkın olduğumuz serin rüzgarlardan eser yok bugün. Enikonu sıcak bir hava. Yazın son günlerini Karadeniz'de geçirdiğim ve epeyce yağmura maruz kaldığım için bana öyle geliyor da olabilir. Neyse, öyle böyle geldi canını sevdiğim. Allah nice sonbaharlar görmeyi nasip etsin ağız tadıyla...

7 Ağustos 2026 Cuma

Son günlerin ilginç şahitlikleri


Parkta bir çocuk, 14-15 yaşlarında, iyi giyimli ama aklı yerinde değil gibi, kendi kendine konuşup dolaşıyor. İşin ilginci güzel bir Amerikan aksanı ile İngilizce konuşuyor.


Evimin arkasındaki binanın inşaatında çalışan işçiler güneşten korunmak için kovboy şapkaları takıyor.


Ev dekorasyonu için kendisiyle röportaj yapılan çiçekçi/sanatçı kadın, o güzel İngiliz aksanıyla, bahçesindeki tavus kuşlarını bütün çiçeklere tercih edeceğini söylüyor.

Oğlumu okula götürürken ara sıra içinden geçtiğim ve bir köşesine ekmek bırakıldığı için güvercin sürülerinin durak noktası olan büyük arsadan geçerken, etlerinden tamamen sıyırılmış onlarca küçük göğüs kafesi görüyorum. Bir gün önce sürünün arasında uçuşan martılar geliyor aklıma ve Mustafa Kutlu'nun bir güvercini avlarken şahit olduğu martı üzerine yazdığı şiddetli yazı. 

14 Mayıs 2026 Perşembe

Matilda

Uploaded Image

Road Dahl'ın Matilda'sını hem okudum, hem Kate Winslet'in güzel yorumundan dinledim. Çok eğlendim, keyif aldım. Çocuk kitabı okumaktan gocunanlardan değilim. Zaten bu kitabı çocuk kitabı kategorisine hangi akla hizmet koymuşlar onu da bilmiyorum. Kitaptaki yetişkin karakterlerin çoğu çocuklara berbat davranıyor ve bir iki oldukça sakıncalı konudan (kısa da olsa) açık açık bahsediliyor. Yazarın tarzı buymuş efenim. 2000li yılların pedagojik korumacılığının içine doğmadığına şükretmesi lazım, derdim ama herhalde şu zamanın sonsuz özgürlük anlayışı ile Dahl'ın eksantrik yazını birleşince ortaya çok daha sakıncalı şeyler çıkardı. Ne de olsa, pedagojik olarak kınasak da herkes istediğini yazıyor bu devirde. 
Neyse, sonuç olarak Matilda oldukça keyifli bir okumaydı ama Türkçe'sine kefil olamam. Bir de kendi çocuğuma zinhar okumam.

24 Nisan 2026 Cuma

Bir Tübitak Serisi by Robert E. Wells

Oğlumla çok sevdiğimiz ve yeni tamamladığımız bir seriden başlamak istedim anlatmaya. Tübitak yayınlarından çıkan 7 kitaplık bir seri bu. Robert E. Wells tarafından yazılmış ve de resimlenmiş. Yazarın Türkçeye çevrilmiş başka bir kitabına rastlamadım. Eşgali ise şu şekil:



Kitaplar da şunlar:

 
Yazar, kitaplarında bir kavram veya bir çevresel sorun konusunda çocuklara bakış açısı kazandırmayı amaçlamış ve illüstrasyonları ile bunu eğlenceli bir hale getirmiş. Tek tek ele alalım:


Mavi Balinadan Daha Büyük Ne Var? 
Bu kitapta büyüklük kavramı anlatılıyor. Yeryüzünün en büyük canlısı olan mavi balinadan başlayarak, Everest, gök cisimleri ve evrene doğru giden bir karşılaştırmalar zinciri ile bir şeyin ne kadar büyük olabileceği konusunda çocuklarda bakış açısı oluşturmayı amaçlıyor. Bu noktada uzaya meraklı çocuklar için bir gökbilim konuşması veya araştırması yapılabilir beraber.








Çitadan Daha Hızlı Ne olabilir?
Burada da başlıktan belli olduğu üzere hız kavramı ele alınıyor. Bir koşucu, devekuşu ve çitadan başlayarak ışık hızına giden bir karşılaştırmalar zinciri var. İllüstrasyonlar yine son derece eğlenceli.







Cüce Sivri Fareden Küçük Ne Olabilir?
Bu kitapta en küçük memeli olan cüce sivri fareden tek hücrelilere, oradan atoma ve içindeki parçalara giden bir küçüklük karşılaştırmasını takip ediyoruz. Ve bir şey ne kadar küçük olabilir konusunda bir fikir edinmiş oluyoruz. (Atom parçalarına geldiğimizde, makinelere de ilgisi olduğu için ben oğluma Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nı anlattım, mühendis kafalı çocuklar için güzel bir yönlendirme olabilir.)







Saatin Kaç Olduğunu Nerden Bilebiliriz?
Bu kitapta zaman kavramı ele alınıyor. Zaman nedir, onu nasıl algılarız? İnsanlar zamanı geçmişten bugüne nasıl ölçtü? Gün, ay ve mevsimler. Saatler ve takvimler. Tüm bunlar yine yazarın fırçasından eğlenceli ilustrasyonlarla anlatılmaya çalışılmış.








101 Basamaklı Sayılara Kadar Sayabilir misiniz?
Sayıları anlatan bu kitap serinin aldığımız ilk kitabıydı ve oğlumun yaşı, büyük sayıları algılamak için biraz küçüktü. Ama çok eğlenceli bir şekilde anlatıldığı için yine de çok keyif aldı ve o zamandan beri kitaptan öğrendiği gugol sayısını dilinden düşürmedi. 







Kutup Ayısı Buzullar Neden Eriyor?
Yine adı üzerinde, buzulların erimesini, yani sera etkisi ve bunun yol açtığı sıkıntıları anlatan bir kitap. Sera gazlarını artıran etkenlerden ve günlük hayatta nasıl enerji tasarrufu yapılabileceğinden de bahsediyor, yine güzel çizimler eşliğinde elbette. 







Bu Sudan Bir Dinozor İçmiş Olabilir mi?
Son kitabın konusu ise su. Dünyadaki su döngüsünü, yani suyun sürekli olarak yerden gökyüzüne, oradan tekrar yer yüzüne dönmesini ve  bunun  milyonlarca yıldır devam ediyor olmasını anlatıyor. Ve tabi suyun öneminden bahsederek, temiz tutulup israf edilmemesi konusunda bilinç oluşturmaya çalışıyor. Neden bilmem, serinin en sevdiğim kitabı bu. 





 
Bana göre bu seri, çocuklara bazı temel kavramları ve dünyamız için önemli bazı durumları güzelce ve eğlenceli bir şekilde kavratması açısından çok güzel bir çalışma. Zihinlerinde bazı şeyleri yerine oturtacağını ve hatta geleceğe dönük bazı nirengi noktaları oluşturacağını düşünüyorum.   

10 Nisan 2026 Cuma

Bir amme hizmeti duyurusu

Uzun zamandır kendimden çok oğluma kitap alıyor, yetişkin kitaplarından çok çocuk kitapları okuyorum. E bir yetişkin, hele de ebeveyn ise, ayda en fazla 3,4 kitap okuyabiliyor. Çocuk kitapları söz konusu olunca o kadarını yeri geliyor bir günde tüketiyoruz. Bu kadar hızlı tüketilen bir ürün fiyat olarak uygun mu? Tabi ki de hayır, o zaman kahrolsun kapitalizm! Desek ne fayda, kesemize uygun olanı arayıp bulmak zorundayız. Son 5-6 yılım internet üzerinden içeriği güzel fiyatı uygun ürünler aramakla geçti bu yüzden. Çocuğuma okuyacağım kitabın hem içeriğini, hem de resimlerini görmek istiyordum. Google görsellerde, çeşitli sitelerin kullanıcı yorumları arasında ve iç sayfa ön izlemeleri sunan kitap satış sitelerinde dolaştım durdum, yabancı yazarları orijinal dillerinde arattım gerektiğinde, yine de çoğu aramadan elim boş döndüm. Bu yolculuk sırasında nispeten uygun kitaplar çıkaran yayınevleri de buldum tabi, yeni veya ikinci el diye de ayırmadım. Öyle böyle epey kitap aldım okudum oğluma, elhamdülillah. 

Geçen gün çok sevdiğimiz bir serinin son kitabını bulup aldığımda, aklıma yıllardır harcadığım onca emek geldi. Ben o kadar uğraştım, başka anneler de uğraşmasın, aradıklarında, benim zamanında bulamadığım bazı kitaplar hakkında bilgiye ulaşabilsin, içeriğinin bir kısmını görebilsin diye düşündüm. Böylece elimizdeki kitap serilerinden bir kısmını blogda anlatmaya karar verdim. Sanırım blogların da bir kotası var, o nedenle kitapların tüm sayfalarını paylaşamam ama her birinden ikişer üçer resim koymaya çalışacağım. Hepsini bir anda yapamasam da, arayı fazla açmadan seri seri paylaşmaya gayret edeceğim. Ben niyetine girdim, Allah yardım etsin. Vira bismillah. 

7 Nisan 2026 Salı

Galiba sinirlerim bozuk, olayın senle ilgisi yok Margot!


Sakarya'da üniversite yılları, ikinci senem olsa gerek. Bir sahafta mavi ciltli bir iki kitap buluyorum. Klasik İngiliz eserleri. Bir tanesi Emily Bronte'un Uğultulu Tepeler'i. Edebiyata düşkün, hayal dünyasına dalmayı seven bir genç kız için yepyeni bir dünya açılmış oluyor önüme böylece. Uğultulu Tepeler konağı. Kasvetli İngiltere. Heathcliff ve Cathy. Edebiyatın belki de en tutkulu ve saplantılı aşkı. Bütün bunlar günümüzdeki gibi ucuz, sulu bir şekilde değil, sarsıcı bir gerçeklikle anlatılıyor. Gerçekten müthiş etkilenmiştim. Hala da şahsi edebiyat serüvenimin en önemli noktalarından sayarım.
 
Bronte kız kardeşler her biri başarıya ulaşan ilk kitaplarını yayınladıklarında erkek isimleri kullanmışlar, içinde yaşadıkları toplumda başka türlüsü mümkün değilmiş sanırım. Üçlünün en başarılı kitabını (Jane Eyre) yazmış olan abla Charlotte, ancak Anne ve Emily genç yaşta öldükten sonra gerçek isimlerini açıklayabilmiş. O zaman bile öyle kapalı bir ortamda yaşayan bir papaz kızının Uğultulu Tepeler gibi bir kitabı yazdığına inanmamış bir çok kişi. Erkek kardeşinin yazdığını iddia etmişler. Ama Charlotte'un sözünün üstüne söz sayılmamış tabi. Sonra yıllar geçmiş, bu hanımların kitaplarından etkilenerek kitaplar yazılmış, üzerlerine uyarlama filmler yapılmış. Bir kısmını okumuş, izlemişiz. Sonra çoluk çocuğa karışınca kitaplara az, filmlere hiç zamanımız kalmış. Eskiden sinefil kıvamına yakın biriyken, kim nerede kiminle ne çekmiş haberimiz olmamış. Ama tabi bildiğiniz gibi hiç bir şeye zamanı olmayan insanların bile reels, shorts izlemeye fırsatı oluyor! İşte o reelslerden birinde Margot Robbie'nin Uğultulu Tepeler'in Cathy'sinin giysilerini seçmekten bahsettiğini duymuşuz...

Yüzlerce uyarlama izlemişimdir, karaktere uyumsuz bir sürü oyuncu gördüm, hiçbiri bu kadar rahatsız etmedi beni. Margot Robbie'nin 40+ gösteren bir 35'lik olmasından, sarışın olmasından, bir zamanlar Harley Quinn ve Barbie oynamış olmasından mı, bilemiyorum. Tamam pek güzel, ama Cathy'ye tek zerresi benzemiyor. Yani biri popüler ve güzel diye her role koyamazsın. Her hikayeyi babanın malı gibi alıp bozamazsın. Diyorum ama son yıllar bunun örnekleriyle dolu. Birileri bir eser ortaya çıkarıyor ve neyi var neyi yoksa içine koyuyor, yıllar sonra adamın biri gelip bunu da Margot oynasın diyor! 

Gerçi birilerinin şu ölsün bu aç kalsın bu köle olsun diye karar verdiği bir çağda ben bu kadar neye bozuldum onu da anlamadım ya neyse!  

5 Nisan 2026 Pazar

Herhalde...

 Dünkü havayla bugünkü arasında inanılmaz bir fark var. Aynı yerde dün üşüdüm bugün yanıyorum. Ama aydınlık ve sıcağın insana verdiği umutlu, pozitif bir ruh hali var ki, oğlumun spordan çıkmasını beklediğim şu dakikalarda bir süredir hissetmediğim mutluluğu hissettim. Elhamdülillah hayat güzel, imkanlar bol diye düşündüm. Bundan 10-15 dk önce İsrail'in Filistinli 12 bin mahkumun idam kararını açıkladığını okumuş ve içimde büyük bir çaresizlik hissetmiştim halbuki. Hafıza-i beşer  nisyan ile malul derler ya, herhalde yaşamaya devam edebilmek için...

31 Mart 2026 Salı

March

Geçen gün, oğlumun hayat bilgisi kitabında önemli tarihleri okuyordum da, Mart ayında ne kadar çok varmış dedim. Yine de, onca önemli gününe rağmen Mart ayı da bitti. Nasıl olduğunu yine anlamadım. Bu bereketsizlik dünyanın ahir zamanında olmasından mı, benim ahir zamanımda olmamdan mı, bilmiyorum. Çocuklar zamanı, bizim çocukluğumuzdaki gibi, bitmeyen bir yaz günü tadında mı yaşıyor hala, onu da bilmiyorum. Değilse yazık...

3 Mart 2026 Salı

Kütüphane, aymalar ve kişisel tarih

 Haftada bir oğlumu beklediğim kütüphanedeki bazı rafları belediyenin Ramazan kutlama alanına götürmüşler. Tolga Gümüşay'ın, buraya geldikçe okuduğum öyküleri de onlarla beraber gitmiş. Gelirken bir eskiz defteri, bir not defteri ve bolca kalemden başka bir şey getirmediğim için yeni bir kitap arandım kalan raflarda. Gözüme ilk ilişen, yıllar önce İngilizcesini keyifle okuduğum Kitap Hırsızı oldu. 

Sadece kısa bir nostalji turu, hepsini Türkçesinden okumaya tahammül edemeyebilirim. 

Gerçekten de bir kaç bölüm okuyup kapadım. Ama çeviriden çok ana dilimde okuma hızım yüzünden. Hızlı okuduğumda dil zevkini kaçırdığımı ilk kez mi fark ediyorum bilmiyorum. (Olabilir, aynı konuya tekrar tekrar aydığım çoktur.) Şiiri de bu yüzden sevemediğimi, yani acele ettiğim için yakalayamadığımı zaten biliyorum da, nesirde yeni bir keşif sanki. 

Neyse işte, kapadım gitti. Zaten artık Yahudi sempatizanlığının bir zerresine bile dayanamıyorum. Tom Hanks'e tahammül edemediğim için You've Got Mail'i bir daha izleyemediğim gibi, The Book Thief de kişisel tarihimin tozlu sayfalarında eskimeye mahkum olacak sanırım.



7 Şubat 2026 Cumartesi

20 Eylül 2025 Cumartesi

İç yüzü olmayan bir hayat

-Ne faydası var bize kitap okumanın? Başkalarının hayatlarını bilmemizin bize ne faydası var? Okumayarak da bir çıkış yolu bulamaz mıyız sence?

-Aslına bakarsan, okumamanın nelere yol açtığı üzerine düşünmek daha sağlıklı geliyor bana. Bir kere, okumayanlar okuyanlardan daha iyi yaşıyor kesinlikle. Gamsız, umarsız, yüksüz.. Bilmenin ağırlığı altında ezilmiyorlar. Baksana, hayatları kocaman bir esneme. Kaygıları Sadece fiziki durumlara dair. İç dünyalarında endişeye, şüpheye yer yok. Bu ne demek biliyor musun, içlerinde hayata dair bir dokunuşa, bir içlenişe dahi yer yok. İç yüzü olmayan bir hayat.



7 Eylül 2025 Pazar

Parantez içi kitaplar ve müzmin plansızlık sorunsalı

Sonbahara özel bir karşılama yapmak istedim bu sene. Bütün evi baştan aşağı temizleyeyim kafam rahat olsun; elimdeki yarım kitapları bitireyim yenisine başlayayım dedim. Her bakımdan temiz bir başlangıç... Olamadı. Çünkü Ağustos'un son günlerini Muğla'da geçirdik. E buna da üzülecek değilim! Fekat 1 Eylül'ün Pazartesiye denk gelmesi de her zaman başımıza gelen bir şey değil. Haftalık çalışma düzenini yeniden kurma, hayata sıfırdan başlama hayallerim bedenimle aynı sıralarda suya düştü.  

Elimde dolanan iki kitaptan birini (The Anthropologists- Ayşegül Savaş) Ağustos'un son günü Kille Koyu'nda bitirdim. (Kitap okunulan mekanların okuma deneyimine katkısı olduğunu düşünenlerdenim.) Diğer kitap (Mihrican Fırtınası - Nazan Bekiroğlu) döndükten sonraki işler yüzünden 3 Eylül'de bitti ama ben yedisine kadar başka bir kitap elime alamadım. (Çünkü bir başlangıcı kaçırdıysam bir başka özel- en azından rahat- an gelene kadar başlayamayanlardanım.) 

Neyse, sonuç olarak bu sabah o rahat ortamı yakalayarak yeni kitabıma başladım. (Uslanmış Gönlün- Hatice Ebrar Akbulut)
Bugün bir plan çıkarabilirsem yarın da haftalık çalışma düzenine başlarım. Çünkü bir plan yapmayınca, günün telaşları arasına  çok sevdiğim İngilizce'yi bile sokamıyorum. Pek çok satırının altını çizmek istediğim bir kitabı dahi (Ben Öteki ve Ötesi - İbrahim Kalın) elime alamıyorum. Yani '8 Eylül' kulağa yeni başlangıç için iyi bir tarih gibi gelmese de, Pazartesi Pazartesidir. :)





28 Nisan 2025 Pazartesi

Elemim

Çamaşırların kurutmadan çıkmasını bekliyorum. Beklerken okumak için yanıma hem yarım kalmış öykü kitabımı hem de siyer çalıştığım İslam Tarihi kitabını aldım. Hangisini canım isterse. Onları istemezse diye bir de bulmaca seçtim. (Kelime tekrarı yaparım diye İngilizce notlarımı da alacaktım da ondan vaz geçtim Allahtan.) Sonraa bunların hepsini koltuğun yanına koyup telefonumu elime aldım tabi ki! 

Sonrası malumunuz. Şöyle bir bakayım dediğim kısa videolar silsilesinden hayat sermayemin önemli bir kısmını bırakmış olarak çıktım. Elimde kalan ne?  Umutsuzluk, çaresizlik, mutsuzluk. Depresyona girmek isteyen veya ahir zaman delirmelerini temaşa etmek isteyen buyursun. 

Bir kaç dakika arayla iki farklı Mehdi iddiası gördüm misal!  Biri Türk. İkisinin de binlerce takipçisi var! 
Gazze sınırına İtrail okullarından gezi grupları götürülüp paralı dürbünlerle patlamaların izletildiğini biliyor musunuz? Ben yeni öğrendim.  
Karşıma çıkan videoların yarıya yakınının AI teknolojisi olduğunu biliyorum ama. Ona şaşırmıyorum da, biraz korkutuyor.
Gazzeli küçük bir çocuğa anestezisiz dikiş atıyorlardı son izlediğim videoda. Artık dayanamadım. Hani şair diyor ya, "Elemim bir yüreğin karı değil paylaşalım" diye. Öyle bi sızı...

Bir iki gelişmeden geri kalmamak, bir kaç güzel insandan haber alabilmek için değer mi bu kadar ızdıraba? Bilmiyorum...

14 Mart 2025 Cuma

Hatırlanmayan kitaplar, özlenen bahar

Dün okumalar bloğuma son okuduğum kitapların notlarını ekliyordum da, geçmiş postlara bakınayım dedim. Okuduğumu bildiğim fakat bir kelimesini hatırlamadığım kitaplar keşfettim. Öyle de ayrıntılı yazmışım konularını ama aklımda hiç bir şey yok! Karakter isimlerini bile unutmuşum bazısının. İnanılmaz! Yani neden okuyorum o zaman diye sorgulayasım geldi. Sonra keyif için okuduğumu hatırladım da durdum. 

Yine de huzur bozucu. Eskiden okuduğum iki öykü kitabını (Asla Pes Etme, İki Kişilik Rüyalar) yeniden aldım elime bu ara, okuyup geçtim yine. İçimdeki kütüphaneci daha yetkin okumalar yapmak,  okuduklarını zapt etmek istiyor. Olmayınca huzursuzluk. Hayır yazsam da kalmıyor daha ne yapayım bilmiyorum.

Neyse, ben bunları değil baharın gelişine, aydınlığın ve ılık havanın dünyaya yeniden teşrif edişine duyduğum sevinci belirtmek için gelmiştim. Fotoğraftaki başrol yeni başladığım öykü kitabı gibi görünse de aslında penceremden içeri sızan güneş ışınlarıdır. Kitap bir dekor sadece...

 



13 Mart 2025 Perşembe

Kitap Fuarı farkındalıkları

Eskiden her Ramazan muhakkak ziyaret ettiğim kitap fuarlarına evlilik + çocuk basamaklarından sonra pek gidemez oldum. Bu sene eşimi Ebu'l Vefa Hazretlerini ziyarete ikna edince, Fatih Camiinin arka avlusunda açılan fuara gitmek de nasip oldu. Bu kısa ziyaretten iki farkındalıkla döndüm:
Birincisi, artık kitap fuarları ucuz kitap satmıyordu. (Hoş, zaten artık ucuz kitap diye bir şey yoktu!) 
İkincisi, ben artık bir kitap fuarından kendine bir tek kitap almadan dönen bir anaydım!
Eskiden fuarlardan döndüğümde, tek kişilik yatağımın üzerine inci gibi dizdiğim kitapların yerini artık aşağıdaki manzara almıştı sevgili okuyucu:




26 Aralık 2024 Perşembe

Unutulmuş Hikayeler - Mukadder Gemici

 Mukadder Gemici'den Unutulmuş Hikayeler'i bitirdim. Yine her zamanki gibi güzeldi. İlk öyküyü en çok sevdim galiba. Nuh'un Kızı gibi uzun ve bu sayede daha derinleştirilmiş bir hikayeydi. Hikayeler biraz uzun olduklarında, yazar da usta ise, daha kaliteli oluyorlar sanki. Kısa hikayeleri de seviyorum, ama onların da sahip olamayacakları derinlik yerine bir çarpıcılığı, yeni bir tespiti ve yahut da çok iyi bir dil ustalıkları olması gerekiyor. (Mukadder Gemici o ustalardan biridir bu arada) 

İlk öyküde başka bir kaç öykünün adı geçiyordu. Hüseyin Rahmi'nin 'Ada Vapurunda'sı elimde olan bir kitapta imiş. Okudum. Başka öykülerini içeren bir kitabı da satın aldım. 

Bir diğer öykü de H.Z. Uşaklıgil'den Hayat-ı Şikeste. Sanırım onu içeren kitap da var kitaplığımda. Bulup okuyacağım. 3. Öykü bende yok ama ilgimi de çekmedi. Morg, fareler falan. Almıyım...

Hüseyin Rahmi'nin kitabını alırken hikayelerinin methini duyduğum Çehov'un Hikayeler'ini de aldım aynı sahaftan. Böyle kitapları baştan sona değil de, aradan hikaye seçip okumak için alıyorum. Kafka, Woolf, Peyami Safa, Sezai Karakoç toplamaları da onun için bekliyor rafta. Hakkını anca öyle veriyorsun bence hikayelerin. Misal, yeni kitabı çıkmış mı diye en çok kontrol ettiğim yazar olan Mukadder Gemici'nin bu yazıya konu olan kitabını bir solukta oturup bitirdiğim için hakkındaki yorumum "güzeldi" den ibaret kaldı. Tek tek, ara vere vere okusam herhalde daha derin tespitler yapardım.  Artık bu tespitlerle dünya ne yapardı onu bilemiyciğim. 


19 Aralık 2024 Perşembe

Dünyaya geldim gitmeye...

William Chittick'in Hayal Âlemleri diye bir kitabı var. "Güzellik Müslümanların temel meselesi olmaktan çıktı ve biz kaybettiğimiz güzelliği buluncaya kadar da fazla iddialı laflar konuşmayalim," diyor. Kurduğumuz şehirler, hayatlarımıza vurduğumuz fırça darbeleri, günlük hayatı nasıl yaşadığımız, tüm bunlar o kadar önemli ki. Başka mana âleminden bir insan bize baktığı zaman ne düşünecek, ne hissedecek? Bizi temayüz ettiren bir vasfımız var mı? Davranışlarımıza sinmiş bir letafet var mı? Karşı tarafa bir itişme kakışma hissi mi veriyoruz, yoksa onu konuşmaya, sohbete, bir bilişme haline mi davet ediyoruz? Bu ruh güzelliği mi kaybettiğimiz?



10 Aralık 2024 Salı

Çocuk okuldayken...

...yapılacak en güzel aktivite.


 

30 Kasım 2024 Cumartesi

Sonbaharın son günü

Sonbaharı çok severim. İlk günü havaların serinlemesiyle günlük hayata dair bir çok şeyi hızlıca değiştirmesini severim. Battaniyeleri, kalın kıyafetleri, sıcak içecekleri ortaya çıkarmasını. Yiyeceklerin, içeceklerin, renklerin değişmesini. Kasvetini, serinliğini... 
Hasılı onu ve onunla ilgili her şeyi.
 
Ekim'in ortalarındaydık galiba, "sonbaharın bitmesine daha bir buçuk ay var neyse ki", diye düşünüp rahatladığımı hatırlıyorum. Sonbaharı ne kadar sevdiğime ilk cümlelerim delil olmaz ise bu olsun. Ve bugün, 2024 yılının son sonbahar gününe varmış iken, şu dua için de vesile olsun: Rabbim, bizi tüm sevdiklerimizle, sağlık ve selametle bir sonraki sonbahara da ulaştır. Amin.